|
Kategori: Belirtilmemiş
16:07 - 3/2/2007 - {yok} -
Kategori: Belirtilmemiş
|
Beach Resort & Suites Estepona
|
|
Estepona, Autovia Andalusia, Spain Phone +49 (0) 221 977258-0 Fax +49 (0) 221 977258-11
Information and Booking: Service Center Reservations Phone +49 (0) 6151 905-760 · Fax +49 (0) 6151 905-750
| | |

|
|
Amadeus |

|
Sabre |

|
Galileo/Apollo |

|
Worldspan |

|

|
|
|
|
|
|

|
|
Beach Resort & Suites Estepona
|
|
Not far from Estepona`s mystical harbour, right on the fine sandy stretch of the Costa de Sol, something special is in the making... Between now and the summer of 2008, 75,000m² of prime beachfront property is being transformed into sparkling swimming pools, subtropical landscaping and of course, superb accomondation - the Beach Resort & Suites Estepona. A total of 151 suites and apartments overlooking the ocean are being built to take full advantage of this fabulous location. They represent the finest in luxurios appointment and state of the art communication technologies. The resort will boast a number of excellent restaurants, a fitness centre, a water sports centre, 3 tennis courts and a 2000m² spa area. The surrounding area, fondly nicknamed the 'Costa del Golf', has over 70 courses and facilities for those looking to work on their handicaps. Only 20 minutes from the famous Puerto Banus marina and the city of Marbella, the resort is a perfectly-located central starting place for those guests wishing to explore the Costa del Sol. | | |
16:06 - 3/2/2007 - {yok} -
Kategori: Belirtilmemiş
Fırına geldiğimde, ortalıkta ekmek görünmüyordu. Eski bir dostum olan fırıncı: - Biraz bekleyeceksin hocam, dedi. Iki-üç dakikaya kadar çıkartıyorum. Kenardaki tabureye oturup beklemeye koyulurken, içeriye yaşlıca bir adamın girdiğini gördüm. Eskimiş ceketinin sol yakası altında bir madalya parıldıyor ve yürürken hafifçe topallıyordu. Selâm verdikten sonra: - Ekmeklerimi alayım, dedi. Benim ikizler acıkmıştır. Fırıncı,adamın kendisine uzattığı torbayı alarak tezgâhın altına eıildi ve bir gün öncesine ait olduğu anlaşılan ekmeklerden dört beş tane koydu. Ekmeklerden bazılarının altı yanmış, bazıları da her nedense şeklini kaybetmişti. Fırıncıya doğru sokularak: - Neden taze ekmek vermiyorsun? dedim. Biraz sonra çıkacak ya!.. Fırıncı: - Bozuk ekmekleri kendisi istiyor, dedi. Çok fakir olduğundan, ona yarı fiyatına veriyorum. - Kim bu adam? diye sordum. - Kore gâzilerinden, dedi. Oğluyla gelini bir trafik kazasında vefat edince, ikiz torunlarını yanına almıştı. Yıllardır onlara bakıyor, hem de çok az bir maaşla. Fırıncının anlattıklari karşısında içimin yandığını hissediyor ve ufak da olsa bir şeyler yapmak istiyordum. - Aradaki farkı ben vereyim, dedim. Hiç olmazsa bugün taze ekmek yesinler. Fırıncı, teklifimi kabul etti ve biraz sonra çıkan sıcak ekmekleri büyük bir umursamazlıkla adamın torbasına doldururken: - Çok şanslısın hacı amca, dedi. Çocuklar için bugün sana pasta gibi ekmek vereceğim. Yaşlı adam, bir evlât sevgisiyle kucakladığı torbayı göğsüne bastırırken: - Allah senden razı olsun evlâdım, dedi. Bugün onların doğum günleri olduğunu nereden anladın?..
12:49 - 3/2/2007 - {yok} -
Kategori: Belirtilmemiş
Uluçınar Köyünden 3 dönümlük bir bahçe satın almaya karar verdim. Iki odalı kerpiç bir bağ evinin olduğu bu bahçenin her yanı çim, çiçek ve meyve ağaçları ile doluydu. Kiraz, dut, şeftali, erik. Menekşeler, güller, kasımpatıları... Evi satan kişiyle tüm bahçeyi dolaştık bir süre. DSI sulama kanallarına bağlı arklarının olduğunu, yüksek gerilim hattından da kaçak elektrik aldıklarını anlattı. Birden "ne alaka" dedirtecek bir ağaç gördüm. Hurma ağacı. Bu yörede hurma yetişmez ki. Marmara Bölgesinde ne işi var bunun? Satıcı gülümsedi. Acı bir gülümseyişti bu. "Yıllar önceydi" diye başladı anlatmaya. "Hastalandım.Yataklara düştüm.Hastaneye kaldırmışlar beni. Ölmek üzereyim. Sanırım ciğerimde kocaman bir yara. Doktorlar ümidi kesmiş. Sevdiğim bir kız var. Bir gün çıkmış gelmiş hastaneye. Nasıl sormuş, nasıl bulmuş. Konuştuk saatlerce. Ağlaştık. "Seni ölene dek beklerim" dedi. Sonra tam ayrılık zamanı cebinden bir hurma çekirdeği çıkardı verdi. "Bereket versin diye hep yanımda taşırım bu çekirdeği, senin olsun" dedi. "Baktıkça beni an, seni beklediğimi bil ve tez iyileş." O küçük çekirdek, hayata uzanan bir köprü oldu bana. Pijamamın cebinde sakladım aylarca. Kimse bilmedi. Avucuma aldım. Ellerime değen kestane renkli saçları oldu. Baktım. Zeytin gözlerini gördüm. Mucize de sen. İyileştim. Ölümü beklerken taburcu oldum. Bu bahçeye geldim. Hurma çekirdeğini bahçeye diktim. Yöresi değildi. Mevsimi değildi. Ama diktim. Tuttu. Filiz oldu. Fidan oldu. Ağaç oldu." Sustu. Çekinerek sordum. "Ya sevdiğin kız?" Gözlerindeki parlaklık yaş olup yanaklarına süzülürken, "o bir hurma ağacı gibi dayanıklı değildi" dedi. "Gelin oldu. Elin oldu."
12:48 - 3/2/2007 - {yok} -
Kategori: Belirtilmemiş
Kışın ortalarında Aralık ayının biraz kapalı, bunaltıcı ve hatta sıkıcı havası içinde geçen günlerdi. Kış biraz nazlanarak gelmiş ama kışlığını da beraber getirmişti. Gelen kışla birlikte tüm tabiat büyük bir uyuşukluğa ve anlaşılmaz bir sessizliğe bürünmüştü. Ne kuşlar eskisi gibi neşeyle ötüşüyor ne de insanlar eskisi gibi köşe bucak geziyordu. Herkes kapalı bir yerde, tüm kuşlar da yuvalarındaydı. Sokaklarda pek az insan vardı. Sokakta olanlar ise dışarı çıkmak için önemli bir mazereti olanlar ve tüm işi sokakta olanlarla sokağı ev yapmış olanlardı. Pek ıssız olmayan bir sokaktan önemli bir işimi görmüş, yorgun ve biraz üşümüş olarak evime dönüyordum. Evimde beni bekleyen birilerinin, sıcak bir sobanın belki bir bardak çay bulacağımı biliyordum. Tüm bu düşünceler içinde şuursuzca yürürken biraz ileride çöpün içerisinde bir şeyler karıştıran, karanlıktan ne olduğu tam anlaşılmayan bir hareketlenme fark ettim. Bütün düşüncelerim dağıldı ve o hareketliliğe dikkatim toplanmaya başlandı. Yaklaştıkça belirsizlik dağılıyor, onun artık bir şey olmaktan çıkıp vücut bulduğunu, daha da yaklaştıkça nihayet gördüğüm şeyin bir insan olduğunu anladım. Gördüğüm kişinin karanlık arasında pek seçilmemekle birlikte dağınık saçlı yırtık pırtık kalın bir elbisesi vardı. Yüzü pek seçilmiyordu ancak onun esmer yüzlü, çökmüş omuzları, pek kısa olmayan bir boyu, tahminen 40-45 yaşlarında birinin olduğunu görebiliyordum. Kendi kendine bir şeyler konuşuyor, sorular soruyor sonra gülüyordu. Ben ise tüm bu olanları görüyor ve duyuyor olmakla birlikte içimde biraz korku biraz endişe vardı. Yolumu değiştirmeyi bir an düşünmedim değil. Fakat birden aklıma “korktuğun şeyden kaçarsan onun senin üzerine daha çok geleceği” geldi. Yürümeye devam ettim. Onun yanından geçerken konuştuklarını tam olarak duymaya başladım. Elinde tuttuğu bir kağıda bakıyor, sonra bir şeyler söylüyor ardından da gülüyordu. Belli ki okuma-yazma biliyordu ve okuduğu şey ona ya komik ya da mantıksız geliyordu ki okuduktan sonra da gülüyordu. Ben tüm bunları görüp, düşünürken o birden bire beni fark ederek bana: ? “İşte soralım doğru mu? Diye” dedi. Sesi normal insanlarınki gibi ama konuşması hiçte normal görünmüyordu. Bazen gülerek konuşuyor, bazen sesini yükseltiyor sanki karşısındakini dövecek gibi konuşuyordu. Sonra devam etti. Bense hiçbir şey anlamamış boş gözlerle ona bakıyordum. ? “Hiç dört dakikada vesikalık fotoğraf olur mu? Yauv” dedi, arkasından “haah hah diye bir kahkaha attı. Bende bu beklenmedik alakasız soru karşısında biraz şaşırmış biraz da içimdeki endişeden olsa gerek ne diyeceğimi bilemeyerek cevap verdim: ?“Tabii ki olmaz.” Dedim. Ancak bunun mümkün olduğunu pek tabi ben biliyordum çünkü teknoloji bunu mümkün kılıyordu. Belli ki o bu teknolojiden bihaberdi. Elinde tuttuğu kağıdı artık görüyor, onun ne olduğu konusunda kafamda bir şeyler tam olarak beliriyordu. Elinde tuttuğu şey bir fotoğraf firmasının reklam kağıdıydı. Dört dakikada vesikalık fotoğraf çekilebileceğini yazıyordu. Herhalde onu birisi çöpe atmış bir tesadüf olarak onun eline geçmişti. Belli ki çok ilgi çekici bulmuş ama buna inanmamıştı. Bunun böyle olmadığını, olmayacağını da birine – tesadüf olarak oradan geçmekte olan bana- onaylatmak istiyordu. Bende bile bile yalan söyleyerek onu tasdik ettim. Durup ona bunun olabileceğini anlatmak istemedim. Yürümeye devam ettim ancak kafam hala birkaç adım önce konuştuklarımızdaydı. Kim bilir bu kişinin başından neler geçti ki bu hale düştü. Küçükken okula gittiği belliydi çünkü elindeki kağıdı okuyabiliyordu. Sonra ne olduysa olmuş bu hale gelmişti. Ben tüm bunları düşünerek yoluma ağır ağır devam ettim. Sonra birden aklımdan şu geçti. “İyi ki elindeki kağıtta insanoğlunun Mars’a araç gönderdiği yazmıyordu, yoksa buna hiç! inanmaz daha çok gülerdi herhalde.”
12:47 - 3/2/2007 - {yok} -
|
Tanım
SİTEME HOŞGELDİNİZZ
Ana Sayfa
Profilim
Arşiv
Arkadaşlarım
Kategoriler
Son Yazılar
- yazlık
- BEACH RESORT
- İkizler
- Hurma Ağacı
- Hiç Dört Dakikada Vesikalık Fotoğraf Olur Mu
|